Gece kendini bira ve soğuk mezelerimiz eşliğinde
sigara içerken farklı arkadaşlarımızla sohbet ederek bir birimizi anlamaya
çalıştığımız yarı oksijen dolu kıç kadar bir balkona bıraktı.
Kişisel ekinozumun öldüğüne işaret kuru çakır bir zamandı.
Eve geldiğimde her zamanki gibi çantamı ve
diğer eşyalarımı çıkartıp köşedeki sandalyenin üstüne bıraktım. Sonra son üç
haftadır hep bunu yaptığım gerçeğiyle karşılaştım. Belki bir kaç saniyelik bir
yüzleşmeydi; ama "düşünmeden yapamıyor insan" deyimini deneyimledim yeniden. 3
haftadır girip çıkıyordum bu eve. Aynı yatağı paylaşıyorduk aynı sözlerle bir
birimizin tatlı-soğuk duygularını ifşa ediyorduk. Fakat ben her geldiğimde
kendim için zimmetlediğim bu koltuğa koyuyordum eşyalarımı. Önce pantolonumu
katlayıp bırakıyordum sandaleye sonra çoraplarımı sonra varsa fazladan şapkam,
gömleğim üstüne de çantamı koyuyordum. Yapacak acil bir işim yoksa
bilgisayarımı dahi çıkarmıyordum.
Üç haftadır ne derinliğine sahip olabilmiş ne de paylaşımlarımızın olduğu bu
dört duvara kendimden bir şeyler bırakabilmiştim. Ait olamadığım hissi beynimde
kendine çoktan yer etmişti. “Olum Fırat sen sadece bu sandalyeden ibaretsin”
diye yüksek sesler geçiyordu aklımdan. Nitekim öyleydi de. Hep o bir yerlere
ait olamamak duygusu yeniden benimleydi.
Gece bitti sabah döndü. Şimdi bu küçük evin salonunda o arkasınu dönmüş
bulaşıkları yıkıyor ben ise bilgisayarda bunları yazabilecek kadar
yabancılaşmışım aramızdaki şeye.
03.08.2013 / Cumartesi